Cumhuriyet'in 100. Yılında Türkiye'de Tarih Yazımı

Yalçın Koç, İhsan Fazlıoğlu, Abdulkadir İlgen, Cemil Koçak, Nuri Sağlam, Mustafa H. Sayar, İbrahim şirin, Abdullah Mesud Küçükkalay, Ahmet Demirhan, İlyas Kemaloğlu, Fatih Durgun, Halim Gençoğlu, Ata Şahit, Recep Karacakaya, Bedriye Uzuner

Dr. Mustafa Çalık (Başyazı)

Güz Mektubu

Pek kıymetli Türkiye Günlüğü müdâvim ve kârîleri, 155. sayımızda vadettiğimiz üzere “Cumhuriyet’in 100. Yılında Türkiye’de Tarih Yazımı” hususî sayısını sizlere takdim etmekle bahtiyarız. Planladığımız bazı yazılar yetişmemekle birlikte mütekâmil bir sayı olduğu hususunda bizimle hemfikir olacağınız kanaatindeyiz.

MAKALELER

“İsm’e” mahsus “kaynak” açığa çıkartılmadan, bu “isim” suretiyle oluşturulan “fikriyat’ın (logia)” teşkil esaslarını ve hududunu belirlemek imkan dahilinde değildir. Bu ifade her suretteki “fikriyat (logia)” itibariyle geçerlidir. Bu bakımdan, “tarih” teşkilinin esaslarından bahsetmek ve bu yolla “tarih’e” hudud tayin etmek, “tarih” ismine mahsus “kaynak’ın” açığa çıkartılmasının kaydına bağlıdır. “Kaynak’a” mahsusen “zaman’ın” ve “değişim’in” mahiyeti anlaşılmadan ve, “nazariyat (theoria)” cihetinden “sabit” olan, “değişen’e” mahsusen ele alınmadan, “tarih” teşkilinin esaslarından ve hududundan söz edemeyiz. Aksi takdirde, “tarih’i”, “nisbet’li zaman yazımı (khrono-graphia rationalis)” suretiyle tesis edilen “tahayyül (phantasia)” esasında “hikâyat (historia)” ile karıştırmış oluruz…

Bu kısa yazıda, ‘tarih’ lafzının bir kavram ve ıstılah olarak ortaya çıkışı; tarih boyunca geçirdiği değişim ve dönüşümler üzerinde durulmayacaktır. Yine, tarihin bir bilim olarak nasıl teşekkül ettiği ve akabinde tarih felsefesinin nasıl ortaya çıktığı konuları da incelenmeyecektir. Yazının odak noktası hem mantık-odaklı bilme etkinliği hem de matematik-odaklı bilme etkinliğinin etrafında tarihin nasıl tasavvur edildiği, her iki bilme etkinliğin zemininde bulunan metafizik kabuller çerçevesinde belirlenmeye çalışılacaktır. Bahusus mantık-odaklı bilme etkinliğinin çizdiği metafizik sınırları sarsarak tarihi bir bilim olarak kurmaya çalışan İbn Haldûn (ö. 1406) ile matematik-odaklı bilme etkinliğinin koyduğu bariyerleri aşarak, özellikle XIX. yüzyılın ikinci yarısında geisteswissenschaft yani manevî bilim ıstılahının ortaya çıkmasına ve akabinde anlam-değer bilimlerinin kurulmasına giden süreci tetikleyen Giambattista Vico’nun (ö. 1744) düşüncelerine işaret edilecektir. En nihâyet bir tarih bilimi için ihtiyaç duyulan zeminin ne olduğuna ilişkin bazı îmâlarda bulunulacaktır…

Tarih üç bakımdan: eyleyen ve çabalayan olarak, koruyan ve saygı duyan olarak ve acı çeken ve muhtaç olan olarak canlı olana aittir. Bu üçlü ilişkiye, üç tarih türü karşılık düşer: bir anıtsal, bir antikacı ve bir eleştirel tarih türünün var olduğunu söyleyebiliriz” Nietzsche “Bu denemeyi olduğundan fazla bir şey olarak gösteremem: gündelik işi hakkında düşünmeyi her zaman sevmiş bir zanaatkârın akıl defteri, uzun süre metre ve nivel kullandı diye kendini matematikçi sanmayan bir lonca üyesinin seyir defteri”. M. Bloch Bizim ilk tarih yazıcılığımız bengi taşlara yazılan Orhun Kitabeleriyle başlar. Onu Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lûgat-it Türk’ü, Yusuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig’i ve Dede Korkut takip eder. Aşağıdaki muhteşem giriş taşlara kazınmış o günlerin hatırasını taşır bize. O devirde, bugün dünyanın en fazla konuşulan dillerinden biri olan İngilizce henüz oluşum halinde ve tam olarak teşekkül etmemiştir…

ARŞİV