Kimlik tahakkümünün meşruiyetinden kamusallığın inşasına milliyetçilik
Prof. Dr. Abdulkadir İlgen

Özet

Bütün her şeyin kimlik tahakkümünün el değiştirmesi üzerine yapıldığı bir ikilemde yaşıyor, onun tarafından şartlandırılıyoruz. Oysa kimlik tahakkümünün el değiştirmesi üzerine değil sıfırlanması üzerine odaklanabilsek, meselelerimize çok daha kalıcı çözümler üretebiliriz. Olmadı, yapamadık. Daha doğrusu şimdiye kadar hep birincisini yaptık ve yanıldık. Şimdi taassup ve kendimize tapınmayı değil de, ikincisini; aslî meseleleri gündeme getirmeyi deneyeceğiz. Aslında adını tam olarak koyamasalar bile Cumhuriyeti kuran kurucu neslin yapmaya çalıştığı şey de, bir farkla bu ikinci yoldu: Aslî meselelerde yoğunlaşmak. 
Pekâlâ, bu ikinci yol neydi ya da nedir? Bu yol, zümre ve sınıf menfaatlerini değil de, amme menfaatini her şeyin üzerinde tutma olarak özetlenebilir. Bunun adı milliyetçiliktir. Millet kavramı örfte herkes anlamına gelir, herkesin şartsız-şurtsuz menfaatlerini savunmak da milliyetçilik. İyi de kurucu neslin merkeze aldığı bu millet ideal olarak bir kurgu (mefkûre) mu, yoksa realite olarak bir olgu (mevcûde) muydu? İşin aslı, millet realitesi kültürel ve sosyolojik olarak pek tabii ki olguydu. Bu anlamda yaşayan, cari bir millet zaten vardı. Hatta siyasî olarak da vardı. Vardı, çünkü bir Türk Devleti vardı. Gökalp buna “vaki millet” diyor… 

Anahtar Kelimeler