Yüzde 9,9’lar, yeni Amerikan aristokrasisi
Matthew Stewart

Özet

1. Aristokrasi öldü...

Çocukluğumda her yıl yaklaşık bir hafta boyunca Amerika’nın silinmekte olan aristokrasilerinden birinin bir mensubu olurdum. Ailem bazen Noel’de sıklıkla da  4 Temmuz’da büyükbaba ve büyükannemin Chicago, Palm Beach veya Asheville, North Carolina’daki özel kulüplerinden birine giderdi. Kahvaltı büfeleri muazzam olurdu; büyükbabam ise her zaman bildik bir hikaye anlatmaya hazır olan, kulüp adabımuaşeretine ilişkin nazik yönlendirme fırsatlarını hiçbir zaman kaçırmayan, neşeli bir ev sahibiydi. 11 veya 12 yaşındayken puro dumanları arasında kendisinden bu bolluk dolu haftalarımızı, 1920’lerde Indiana’daki Standard Oil şirketinin başkanı olarak zengin olan Teddy Roosevelt’in yanında “Rough Rider” olarak görev yapan büyük büyükbabamız Albay Robert W. Stewart’a borçlu olduğumuzu öğrenmiştim. Ayrıca, izleri kadim ve akıl almaz bir ihtilafa dayanan nedenlerden dolayı Rockefellerların bizim klanımızın can düşmanı olduklarını anlamam sağlanmıştı. Albay ve onun dev isimlerle olan münakaşaları hakkındaki hikayelerin, gerçeklikten pek uzak olduğunu çok sonraları öğrendim.

Kulüpte geçirilen haftanın sonunda evimize dönerdik. Benim gerçekliğim, 1960’ların hırçın orta sınıf dünyası ile 70’lerin Amerikan askerî üsleri ve etraflarındaki topluluklardı. Hayat burada da güzeldi ama pizza, kutuların içinde oluyor ve kahvaltıda da “Lucky Charms” gevreği yeniyordu. Şanımız, annem ve babam eve yeni bir Volkswagen karavanla geldikleri gün zirve yaptı. Büyüdükçe, vatansever sohbetle dolu öğle yemekleri ve briç ritüellerinden oluşan tatil şatafatı, bana hayattaki en büyük başarısı yalnızca orada görünmek olan insanlar için düzenlenen, sonsuz bir doğum günü partisiymişçesine gülünç ve mide bulandırıcı gelmeye başladı. Ben liyakatle yol almaya inanan yeni bir nesle mensuptum ve bizim liyakat tanımımız açıktı: Sınav sonuçları, notlar, özgeçmişimizi rekabetçi şekilde doldurmak, masa oyunları ve spontane gelişen basketbol oyunlarında üstünlük ve elbette geçimimizi sağlamak için çalışmak. Benim için bunun anlamı komşular için ufak tefek ev işleri yapmak, yerel bir fast food restoranında çalışmak ve lisans ve lisansüstü eğitimimi tamamlayabilmek için burs bulmaktı. Doğuştan birçok avantaja sahiptim ama para bunların arasında değildi…
 

Anahtar Kelimeler