Yaz Mektubu (2019)
Dr. Mustafa Çalık

Özet

Türkiye artık müzminleşmeğe yüz tutmuş Kuzey Suriye meselesinin yanı sıra geçtiğimiz birkaç aydan beri yine hukuk, yargı reformu ve iç siyâsetin geleneksel mevzularını, erken seçim ve anayasa değişikliğini tartışmaya başladı; tabiî bir de son haftaların gözde konusu, “ittifak”ların geleceği…

Anahtar Kelimeler

türkiye günlüğü

İçerik

Türkiye artık müzminleşmeğe yüz tutmuş Kuzey Suriye meselesinin yanı sıra geçtiğimiz birkaç aydan beri yine hukuk, yargı reformu ve iç siyâsetin geleneksel mevzularını, erken seçim ve anayasa değişikliğini tartışmaya başladı; tabiî bir de son haftaların gözde konusu, “ittifak”ların geleceği… Ne tuhaftır ki, iktidar Anayasa değişikliği bahsine, muhalefet ise yargı reformu tartışmasına girmeye hiç de istekli değil… İktidar, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa değişikliğini kendi “eser”ine karşı gösterilen “saygısızlık ve güvensizlik” gibi telâkki ediyor âdetâ; konu her açıldığında başlıyor “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi”nin fayda ve fazîletlerini yeni baştan anlatmaya… Muhalefete gelince, başka herhangi bir meseleyi değil, doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı’nı ve onun bilhassa Suriye politikasını tartışmayı tercih ediyor.
Gelgelelim, “yargı reformu”na dönük teşebbüs ve tasarrufları, her hangi değişiklikleri istihdaf etmiş olursa olsun ciddiye alma ve ciddiyetle tartışmanın lüzumu açıktır. Hukuk ve yargıya “güven” probleminin yoğunluk kazandığı hâllerde, akla gelebilecek ilk çâre, Meclis’e sevkedilecek her nevi “reform paketi”ni potansiyel değil, fiilî bir fırsat olarak görmektir. 
Bu sayıda Ersan Şen hocamız ve Filiz Demirbüker arkadaşımızın yazıları ile “yargı reformu konusunu okurlarımızın dikkatlerine sunuyoruz. Gelecek sayılarımızda bu vâdide –belki Anayasa tâdilâtı gibi- daha farklı ve yeni tartışmaları derinleştirmeyi de düşünebiliriz. 
Kemal Gözler hocamızın birinci kısmını yıllar evvel (sayı: 89, Yaz - 2007) yine Türkiye Günlüğü’ne yazdığı “Hukukun siyasetle imtihanı”na dair ikinci yazısını da bu sayıda okuyacaksınız. 
Sayın Kemal Gözler’in, elinizdeki nüshada yer alan diğer bir yazısında da YSK’nın İstanbul Belediye Başkanlığı seçimi ile alâkalı  6 Mayıs tarihli ünlü(!) “karar”ı hakkında niçin bir şey yazmadığını okurken, “Hukukî meselelerin hukuken değil, siyaseten kararlaştırıldığı bir yerde sorunları hukuken tartışma”nın “ne büyük bir saflık” olduğu hakîkatı ile –ne yazık ki- yüz yüze geliyoruz. 
Bu sıcak siyasî-hukukî tartışmaların gölgelediği, belki o tartışmalardan daha mühim meselelerin de olabileceğini (daha önceki yazdıklarından da kendisini tanıyacağınız) genç ve fakat çok yetenekli araştırmacılarımızdan biri olan değerli İlker Eralp’in  uzun makalesi elimize gelince bir kere daha farkettik. Eralp’in bu sayıdaki incelemesi, “Uygurlardan günümüze Doğu Türkistan tarihi; Çin ve Türkiye’nin  Doğu Türkistan siyaseti”…
Geçen sayımızda vurguladığımız gibi, 100. senesini idrak etmekte olduğumuz "1919 süreci"ne dair çalışmalara yıl sonuna kadar ve belki önümüzdeki yıllarda da bilhassa yer vermeye devam edeceğiz. Prof. Dr. Dursun Ali Akbulut hocamızın makalesi bu sürecin şayân-ı dikkat vechelerinden birine ışık tutuyor: “Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum günleri hakkında İstanbul [matbuâtında çıkan] haberleri (3 Temmuz – 29 Ağustos 1919).” 
Dr. Mustafa Aksoy, her zamanki ciddî ve iddiâlı tezler ihtiva eden yazılarından biri ile bu sayıya destek verdi: “Kürtçülük yalanları, belgeler ve kültürel kimlik”…
Genç tarihçilerimizden sayın Ercüment Topuz’un imzasını Türkiye Günlüğü’nde ilk kez görüyorsunuz. Alâka ile okuyacağınız bir makalesini neşrediyoruz, Topuz’un: “Kanaatkâr toplumun kumbaracıları: Osmanlı’da eskiciler ve arayıcılar”… 
Matthew Stewart’ın The Atlantic’de geçen yıl çıkan uzun makalesini Çağla Taşkın arkadaşımız hayli emek vererek tercüme etti; “yeni Amerikan aristokrasisi” üstüne oldukça  dikkate değer mülâhazalarla tahlillerle dolu ve ufuk açıcı bir yazı bu…
Samet Özdemir, bu çok genç arkadaşımız da Enver Paşa’nın Abdullah Cevdet’in çıkardığı İctihad mecmuasına verdiği ve şimdiye kadar –bendeniz dâhil- çoğumuzun haberdar olmadığı bir “mülâkat”ını kendi değerlendirmelerini de ekleyerek latin harflerine çevirip göndermiş. Bu sayının gerçekten “orijinal” taraflarından biri de Samet’in çalışması oldu.
Dr. Yavuz Han, üzerinden üç yıl geçtikten sonra 15 Temmuz 2016’daki o hâin darbe teşebbüsüne dair kısa, fakat gayet yoğun ve esaslı bir “sorgu-suâl” metni kaleme almış… Sorduğu suâller ancak hür ve temiz bir vicdandan neş’et edebilecek haklı ve heyecanlı çığlıklar hâlinde hepimizin kulağında ve zihninde daha uzun zaman yankılanacak cinsten… Okuyunca hissiyâtımı paylaşacağınıza eminim.
Bu senenin son sayısını Aralık ayı başında çıkarmış olacağız inşallah. 
Tekrar görüşmek ümidiyle bâkî selâm ve muhabbet…