Ötekiler günü -bir okuma denemesi-
Yunus Özel

Özet

‘Ötekiler Günü’ bir ırmak. Bin bir yüzü ve bitmez tükenmez ahvali içindeki insana doğru yol alan, şehrin cadde ve sokaklarında çağıldayan bir ırmak ‘Ötekiler Günü.’ Yumuşak, duru ve ılık bir ırmak… Arkları bozmayan, yarları yıkmayan, taşı toprağı sürüklemeyen bir su. İçinden geçtiği bağlara hayat veren, uğradığı beldeleri yuyup arıtan bir ırmak… Köylere, kasabalara, şehirlere; kavaklıklara, bağ ve bostanlara, gül bahçelerine uğrayan. 
Beş bölüm ve yirmi sekiz başlık etrafında biçim kazanan kitap baştan, ortadan, sondan birbirine el veren, ses veren kelimelerle adı konulmamış, gözlere sokulmayan bir şiire yol alıyor; biçimin desteğinde ama daha çok da anlam düzleminde.
 
Tekin Şener’in Ötekiler Günü adlı kitabına, Biz Zaman Hırsızları başlıklı yazıyla giriyoruz. Bu başlık altında, zaman kavrayışımızı gözden geçiriyoruz. Zamanı sayıyor, saydıkça anlam kazandığını farz ediyor, dışımızdaki ve içimizdeki zamanı kayıt altına alıyoruz. Saatimizi ayarlarken kendimizi de ayarlıyoruz. “Bu dönüşler, döngüler, başlangıçlar, bitişler dünyasında; bu yetişmeler, gecikmeler, didişmeler panayırında; kaygılar, ürpertiler, hoşnutluklar, sakinlikler anaforunda en azından bir ayarımız olsun istiyoruz.” Vaktin bizim olmadığının ayırdına varıyor, “Mutlak zamanın” gerçek sahibinden payımıza düşeni ‘aşırıp’ tüketiyoruz. Bunun, bir yönden Prometheus’un ateşi çalmasını çağrıştırdığını düşünsek de aslında yaptığımızın, “sonsuzda kaybolmamak için sonlu, sayılı, ölçülü vakte kaydolmak” olduğunu ve Prometheus’unkine nazaran bizim hırsızlığımızın, ilahi düzlemden kendi zamanımızı ya da ömrümüzü ödünç almak olduğuna hükmediyoruz. Zaman algısı, kozmik öğelerle örülerek, Kur’anî gerçeğe götürüyor bizi. “Güneşin yüzünde gölge ilerledikçe, akrep yelkovanı ısrarla izledikçe, kum ağır ağır boşaldıkça; sonsuz akışta yerimizi bilmek gerektiğini” düşünüyoruz...

Anahtar Kelimeler