Dört tarz-ı siyaset
İsmail Güleç

Özet

İlk olarak başlığın her ne kadar Akçura’nın meşhur eserinden mülhem olsa da aralarında isimden başka benzerlik olmadığını söylemeliyim. İkinci olarak aralarındaki farkın ne olduğunun anlaşılması için konuya siyasetin tarifi başlayayım. Sözlüklerde “bir nesneyi düzgün ve iyi durumda bulunması için özenle gözetip korumak; hayvanı ehlileştirmek, atı terbiye etmek” gibi anlamlara gelen siyâset, genel kabul olmuş şekliyle toplumun işlerini üzerine alma, yürütme, yönetme işi, insan topluluklarını yönetme sanatı olarak tarif edilir.
Hz. Peygamber’in hadislerinde de “at terbiye etme” ve “halkın işlerini yönetme” olarak geçen siyaset bir anlamda insanların hayatlarını biçimlendirme, sınırları belirlemek, kısaca onları yönetmek demek. 
Siyasetten bahsedebilmek için dört unsurun bir araya gelmesi gerekir. Biri imam, halife, sultan veya emir olarak geçen yönetici. İkincisi ümmet, millet, teb’a, halk ve toplum olarak isimlendirilen yönetilenlerdir. Üçüncüsü bu yönetme işinin yapıldığı siyasi organizasyon yani devlet, dördüncüsü de üzerinde halkın yaşadığı ülke veya yurt denilen topraklardır. 
İslâm düşünce geleneğinde siyaset Allah, insan, toplum ve tabiat arasındaki ilişkiye dair İslâm’ın varlıkla ilgili tasavvuruna dayanır. Konu tarih boyunca fıkıhçılar, kelamcılar, felsefeciler, sosyologlar tarafından edep ve siyasetname başlıkları altında tartışılmış ve nasıl olacağına dair çeşitli görüşler ileri sürülmüş. Mutasavvıflar ise konuyu ulemadan biraz daha farklı yaklaşarak tartışmayı farklı bir zemine taşımıştır. Onlar şekil ve usulden daha çok ihlas ve samimiyete bakmışlar, olan bitenleri ve gördüklerini kendi zaviyelerinden tevil etmişlerdir. Yoksa yeni bir sistem öne sürmek veya mevcut sistemleri eleştirmek gibi bir amaçları yoktur. Ne demek istediğimizi bir misal vererek izaha gayret edeyim…

Anahtar Kelimeler