Postmodernizm ve tarih yazıcılığı
Willie Thompson

Özet


Postmodernizmin kuramsal kökleri ilk defa 1960’ların sonlarında Fransa’da ortaya çıkan ve 1970’lerde gelişen postyapısalcı felsefede bulunmaktadır. Bu on yılın sonunda önceleri ayrı olan postmodernizm ve postyapısalcılık kavramları birleşti. Bu konudaki kritik metin 1979’da çıkan Jean-François Lyotard’ın La Condition Postmoderne: report sur le savoir (Postmodern Durum: Bilgi Raporu)’dir. Eserinde Lyotard postmodernizmi “üstanlatıya karşı şüphecilik” olarak tanımladı. Tarihsel bağlamda Jacques Lacan (psikanalist), Hayden White (fikir tarihçisi), Jacques Derrida (filozof/eleştirmen) gibi yazarlar bu akımın öne çıkan isimleriyken, tartışmasız asıl tesiri Michel Foucault (1926-1984) yapmıştır. Nevar ki Foucault her zaman postmodernist ya da postyapısalcı olmayı reddetti ve aslında bu terimlerle onu tanımlayan herkesle alay ettiyse de bu onun için postmodern bir şakadan daha fazlası değildi; kimse postmodernizmi kurmak için entelektüel bir varlık olarak ondan daha fazla çalışmadı. Foucault, her zaman, dilbilimsel bir çerçevede ve söylemle oluşturulan (bu anlamıyla terimi popüler kılmıştı) her yere nüfûz etmiş güç ilişkilerine dair bir kavramı çalışmayı tercih etmiş, delilik, tıp, sosyal bilimler, ceza sistemleri ve cinsellik gibi bir dizi geniş temayı incelemiştir. Bunların hepsi hakkında da söyleyecek ilginç şeyleri vardı. Yayıncıları onun 20. Yüzyılın en etkili düşünürü olduğunu iddia etmektedir. Onun yaklaşımının geçerliliğini kabul etmeyip ancak eserlerinde yararlı bilgiler bulmuş olanlar gibi postmodern duyarlılığa sahip tarihçilere de başlıca ilham kaynağı olmuştur…

Anahtar Kelimeler