Sanat marifetiyle krizden çıkış
Senail Özkan

Özet

Ressam Albrecht Altdorfer’in
“Büyük İskender’in Meydan Muharebesi“ Tablosu Üzerinden İktidar ve Meşruiyet

Kaanûni Sultan Süleyman kirpiğinin ucuyla kıtaları birleştiren bir Cihan Padişahı’ydı. Ona Avrupalılar, “Muhteşem Süleyman” diyorlardı; Türk halkı ise “Kaanûni” lâkabını uygun görmüştü. Sultan Süleyman, “Kaanûni” lâkabını hak etmişti; çünkü o, Osmanlı şeriatının/hukukunun kodifiye edilmesini yani Hanefi hukuku ile Türk örfi-sultanî hukukunun bağdaştırılmasını sağlamıştır. Kaanûni, kanunların eksiksiz uygulanmasını temin ettiği ve hukukun üstünlüğüne başta kendisi inandığı için “Kaanûni” olmuştur. 

Will Durant’ın İnsanlığın Kültür Tarihi başlıklı eserinde vurguladığı üzere, yürümekte olan davalarla ilgili Kadıların gayreti, yargılama süreçlerinin hızı ve davaların olabildiğince kısa zamanda hükme bağlanması o dönem Fransız gözlemcilerinin dikkatini çekmiştir. Durant, saygın İngiliz tarihçilerinden naklen diyor ki; “Osmanlıların ilk dönemlerinde olduğu kadar, Avrupa’nın hiçbir ülkesinde hukukun uygulanmasına ihtimam gösterilmemiştir.”
Devlet hukuk demektir ve hukuk aklın en gelişmiş şeklidir. Kant, devleti insanların hukuk kuralları altında birleşmeleri, şeklinde tarif etmektedir. (“Die Vereinigung einer Menge von Menschen unter Rechtsgesetzen”.) Kanaatim odur ki Cihan Padişahı da devleti hukuki normlarla bağlanmış bir otorite olarak anlıyordu. Belki de bu sebepten Martin Luther, o gün için, “Dünyanın hiçbir yerinde Türklerin rejiminden daha iyi bir rejim yoktur” diyecektir… 
 

Anahtar Kelimeler