Kış Mektubu
Dr. Mustafa Çalık

Özet

2009 senesi Yaz sayısının (98. Sayı) “dosya” mevzuu da Doğu Türkistan ve bahusus 5 Temmuz (2009) günü Urumçi’de i’ka edilen korkunç katliâmdı. “Kızıl” kapitalist Çin Hükûmetinin onlarca yıldır fâsılasız biçimde sürdürdüğü asimilasyon ve yahut imhâ siyasetine karşı direnen; zulmün, eziyet ve işkencenin envaına karşı insanî ve millî varlığını ayakta tutma mücadelesi veren Doğu Türkistanlı vatan perverlerin yüzlercesi o şeâmetli 5 Temmuz’da kurşuna dizilerek veya linç edilerek katledilmişti.

Anahtar Kelimeler

İçerik

2009 senesi Yaz sayısının (98. Sayı) “dosya” mevzuu da Doğu Türkistan ve bahusus 5 Temmuz (2009) günü Urumçi’de i’ka edilen korkunç katliâmdı. “Kızıl” kapitalist Çin Hükûmetinin onlarca yıldır fâsılasız biçimde sürdürdüğü asimilasyon ve yahut imhâ siyasetine karşı direnen; zulmün, eziyet ve işkencenin envaına karşı insanî ve millî varlığını ayakta tutma mücadelesi veren Doğu Türkistanlı vatan perverlerin yüzlercesi o şeâmetli 5 Temmuz’da kurşuna dizilerek veya linç edilerek katledilmişti.
On seneye yaklaşan Urumçi katliâmına karşı gerek Çin dışında yaşayan Doğu Türkistan Türkleri, gerek onlarla millî-manevî bağları olan Türk ve yahut Müslümanlar ve gerekse insanî hassasiyete sahip başkaları da tepkilerini göstermişlerdi; fakat gelin görün ki, asıl tepki göstermesi ve göstereceği tepkinin müşahhas netice doğurabilmesi muhtemel “büyük güçler”den, neredeyse hiç ses çıkmamıştı. Bu suskunluğun sebebi herkesin malûmudur: Doğu Türkistan bahis mevzuu ise muhatabınız Çin’dir ve yukarıda zikredilen 98. sayımızın takdim yazısında da ifade edildiği gibi, “Çin demek sadece BM Güvenlik Konseyi’nde ‘veto’ yetkisi olan ‘daimî üye’, nükleer kapasiteye sahip bir askerî güç demek değil; devâsâ bir iktisadî kudret ve Pazar” demektir aynı zamanda. Kimse Uygur Türklerinin hatırına bu devâsâ güçle arası bozulsun istemiyor.

Yine o 2009’daki takdim yazısında istemeyerek de olsa şöyle bir cümle kurmuştuk: “Doğu Türkistan, görünen odur ki, hayli bir zaman daha yüreğimize batan bir kıymık gibi içimizi kanatmaya devam edecek.” Belki fazlası ile “bedbin”, fakat “kolay” bir tahmindi bu; zîrâ, bu gün olduğu gibi o günkü Dünya şartları ve siyasî-iktisadî güç dengesinin de kısa vâdede farklı neticeler doğurabilecek dramatik değişiklikler va’detmediği açıkça meydanda idi.
Bu günkü vaziyete, daha doğrusu Dünyanın bir kısmının 2017’den beri ancak ve o da çok yavaş ilerleyen bir süreçte varlığından haberdar olup farketmeğe başladığı “toplama kampları” fâciâsına gelince, Çin mezâlimine karşı gösterilen tepkiler biraz daha canlıymış gibi görünse de ümidvâr olmak için yeterli sayılamaz.
. . . . . . . . . .
Elinizdeki sayının münderecatı bir hayli zengin… Öncelikle birkaç kere atıfta bulunduğum 98. Sayımızdaki iki isme yeri gelmişken ayrıca teşekkür etmeliyim, Prof. Dr. Âlimcan İnâyet ve Doç. Dr. Erkin Emet…Bu arkadaşlarımız o sayıda da Doğu Türkistan davâsının “dertlisi” idiler, aradan geçen bunca zamanın ardından da hâlâ aynı “dert”teler.

Bu sayının editörü değerli Mehmet Özden’in ve epeyce zamandır, tâbir câiz ise Orta Asya ve Doğu Türkistan’la “yatıp kalkan” genç ve velûd bir akademisyen ve son derece enerjik bir araştırmacı, Mehmet Volkan Kaşıkçı’nın emeklerine derin bir şükranla işâret etmeliyim. Mehmet Volkan Kaşıkçı için şunu da ifade etmem lâzım: Sadece Doğu Türkistan değil, bütün Orta-Asya Türklüğü ile öylesine hemhâl ve meşgûl ki, entelektüel alâkanın ötesinde, bu mıntıkalarda ne olup bittiği hakkında en sahih ve en etraflı bilgi alınabilecek sayılı kaynaklardan birisi de bizâtihî Mehmet Volkan’ın kendisidir. Onun bu tarafı, bahis mevzuu meseleye dair yazdıklarına ayrı bir kıymet ve mânâ katıyor.

İbrahim Tolga Kara’nın tercümesinden okuyacağınız James Millward’ın yazısı hem muhtevasının zenginliği, hem de meseleye bakış tarzı itibariyle salâhiyet sahibi bir bilgin ve namuslu bir aydın vasfının, şu hakkaniyet ve adaletini yitirmiş (belki hiç tesis edememiş) Dünyamızda bütün insanlığın müştereken en ziyade muhtaç bulunduğu erdem ve meziyetler arasında sayılması gerektiğine aklı başındaki herkesi ikna edebilecek kadar etkileyici bir metin… Emre Ergin’in David Brophy’den çevirdiği, “Çin’in toplama kampları, İslamofobi ve anti-emperyalizm” başlıklı yazı da “dosya”mızın asıl cüz’lerinden birini teşkil ediyor. Kezâ, Mehmet Enes Söyler’in Austin Ramzy’den Türkçeye kazandırdığı kısa ve fakat özlü yazı da öyle… Ramzy’nin yazısında Çin idaresinin Doğu Türkistan’daki Türk kimliğini “silme” gayesi ile evvel emirde Uygur münevverlerini hedef aldığını okuyoruz. Bu paragrafı bitirmeden bir hususu ehemmiyetle tebârüz ettirmeği zevkli bir vazîfe addederim: En son zikrettiğim üç yazının genç mütercimlerine okurlarımız nâmına da Türkiye Günlüğü nâmına da samimiyetle teşekkür etmek isterim… Hani “tercüme kokuyor” deriz ya, yabancı dillerden çevrilen bazı metinler için; işte bu üç yazıda da (daha aşağıda bahsedeceğim Selda Güner’inkinde de) “tercüme kokusu” neredeyse hiç yok, o kadar başarılı çalışmalar…

“Dosya” kısmının son yazısı Mustafa Kahramanyol hocamıza ait. Muhterem Kahramanyol, bu sayının “mütenevviâ”sında yer alan “Bosna ve Boşnaklar”a dair uzun yazısından başka Doğu Türkistan “dosya”mıza da katkıda bulundu; ellerine sağlık olsun.
Bu sayının “dosya” dışı yazıları da ayrı bir dosya cesametine erişti; üstelik tamamı sahasının kalıcı olmaya namzet metinleri… Yazarları –ki, içlerinden üçü zâten Yazı Kurulu’muzda- Erol Göka’dan Senail Özkan’a, Murat Beyazyüz’den İlknur Türe’ye, Abdülkadir İlgen’den Mustafa Kahramanyol’a, şahsen benim hem kardeşlik hukukum olan, hem de gaye ve emel birliği içerisinde bulunduğumuz güzîde münevverler… Hepsine ayrı ayrı arz-ı şükran eylerim. Elinizdeki sayıya son noktayı koymuş idik ki, Prof. Dr. Sayın Kemal Gözler’den sürpriz bir havadis geldi: “Sigara içmek haram mıdır?” başlıklı yazısının “link”ini göndermiş… Yazıyı okuyunca neşrinin aslâ tehir edilemeyeceği bir metinle karşı karşıya olduğumuzu farkettim. Bu nüshanın son esaslı mükâfatı olarak okurlarımıza da, okurlarımız arasında bulunması muhtemel selâhiyetli ricâle de ehemmiyetle arzediyoruz.  Sayın Selda Güner’in Willie Thompson’dan tercüme ettiği “Post-modernizm ve tarih yazıcılığı” makalesi de aynı şekilde alâkalı literatürde çokça müracaat edilecek çalışmalar arasına girebilir.
. . . . . . . . . . 
Müteakip sayımızı Mayıs ayında çıkarmayı tasarlıyoruz. Bu Mayıs ayının farklı bir hususiyeti var, malûm Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışının yüzüncü sene-i devriyesine tesâdüf ediyor. Bütün Türk tarihinin en mühim vak’alarından birisini teşkil eden 1919–1922 arasındaki İstiklâl Harbi (Enver Paşa’nın gayet isabetli tesbiti ve sarih ifadesi ile “Harb-i Umûmî’nin ikinci safhası”) hakkında muhakkak ki yeni değerlendirmelere her zaman ihtiyaç duyulacak ve her yeni değerlendirme ile bu büyük tarihî vak’anın ma’şerî mânâ âlemimizdeki yeri biraz daha derinleşip zenginleşecektir. Binâenaleyh, önümüzdeki 138. Türkiye Günlüğü’nün esas “dosya” mevzuu gaalib ihtimâlle 19 Mayıs 1919 süreci olacak. 

Diğer taraftan ülke olarak önümüzdeki Mart ayı sonunda sandık başına gidip mahallî idarecilerimizi seçeceğiz. Mu’tadımız olduğu veçhile her genel seçimin ardından yapmaya çalıştığımız gibi bu seçimin neticelerini de müstakil bir “dosya” çerçevesinde ele almaya gayret sarfedeceğiz. Böyle olunca her iki konuya da şâmil bir sayı ile karşınıza çıkabiliriz.

Yazarlarımızı her iki “dosya”lık mevzu için de birazcık “fazla mesâî”ye davet etmek istiyoruz; semerelerinden kendileri de okurlarımız da inşallah hoşnut kalacaklardır.
Tekrar görüşmek ümîdi ile bâkî selâm ve muhabbet…