Siyasetin ölümü: Arzu, tatminsizlik ve kabulleniş
Burak Bilgehan Özpek

Özet

“Arzu tatmin edilmedikçe şiddetlenir” fakat 24 Haziran seçim sonuçları bu önermeyi siyasete uyarlarken daha dikkatli olmamız gerektiğini gösterdi. Bir tarafta, 16 senedir iktidar arzusunu sürekli olarak tatmin eden Recep Tayyip Erdoğan’ın arzu nesnesine yönelik hevesini kaybetmediğine şahit olduk. Diğer tarafta, kaybetme ile olan ilişkileri gittikçe arabesk bir hal alan Erdoğan muhaliflerinin tatmin edemedikleri arzularından şaşırtıcı bir şekilde vazgeçişlerini de gördük. Bu siyaset adına umut veren bir durum değil. Rekabetin devam edeceğine ve karar verici elitin siyasi kanallarla değişeceğine dair beklenti ne muhalefete ne de iktidara mütemayil çevreler tarafından dile getiriliyor. Zira Erdoğan girdiği her yarışmayı kazanıyor ve kazandıkça sakinleşmek yerine bir sonraki yarışma için duyduğu heyecan ve hevesi perçinleniyor. Hal böyle olunca, diğer yarışmacılar kazanmak ve kaybetmekten ziyade oynanan oyunun, girişilen yarışın anlamını sorgulamaya başlıyorlar. Bu durum, Erdoğan’a ubermensch sıfatının atfedildiğini de ima ediyor. Dolayısıyla, arzunun gerçeğin duvarına, yani Erdoğan’ı mağlup etmenin imkansızlığına, çarpıp dağıldığını, bir fanteziye dönüştüğünü kabul etmiş oluyorlar. Vazgeçilen arzu değil... Vazgeçilen bir fantezi artık. Bu vazgeçen için maliyetsiz ve üzücü olmayan bir kabullenişi beraberinde getiriyor. Üzücü olan, kabullenişin sadece muhalifleri ilgilendiren bir konu olmaması. Aynı zamanda Türkiye siyaseti de öyle ya da böyle tükeniyor. İdeolojiler, siyasal programlar, projeler, liderler, siyasi partiler anlamlarını kaybettikçe hayatın kendisine içkin olan kriz ve çatışmaların çözümü için şahsi kaprisler, klikler arası hesaplaşmalar, aslı astarı olmayan duyum ve dedikodular ve saray entrikaları ön plana çıkıyor. Siyaset aslında ölmüyor, sadece hayatta iken çürüyor…

Anahtar Kelimeler