24 Haziran 2018 seçimleri ve seçim sonrasına dair bazı notlar
Prof. Dr. Tanel DEMİREL

Özet

Türk siyaseti AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 sonrasında kapsamlı bir değişim süreci içine girdi. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana belirleyici bir konumda bulunan askeri-sivil bürokrasi ve onun toplumsal destekçilerinin temsil ettiği güçler koalisyonunun 1950’lerle başlayan güç kaybı doruk noktasına ulaştı. Geleneksel çevre güçlerini temsil eden AK Parti daha önce hiç olmadığı kadar söz sahibi olabildi. AK Parti, hem ordunun siyasal gücünü geriletme ve hem de Cumhuriyetin iki dışlanmış çevre unsuru olan taşralı, kent göçmeni/dindarlar ve Kürtlerin siyasi ağırlıklarını hissettirmelerini sağlamaya yönelik önemli adımlar attı. Cumhuriyet eliti tarafından çoğu zaman ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılan bu kesimlerin eşit vatandaşlık taleplerinin önemli bir kısmı gerçekleşti. AK Parti hükümetleri iktisadi alanda ve kamu hizmetlerinin sunumunda iyileştirmeler yaptığı gibi, bürokratik vesayetten bunalmış ve siyasetten soğumuş insanları da siyasete ısındırdı. Siyasetin hayatlarını değiştirebileceğini gösterdi. Süreç içinde hem devlet ideolojisi hem de devlet mekanizmasındaki kritik pozisyonları ellerinde tutanlar önemli ölçüde değiştiler.  Dinin, dini sembollerin ve dindar olma iddiasını taşıyanların hem devlette hem de kamusal alandaki görünürlükleri hiç olmadığı kadar arttı. Aşina olduğumuz klasik-otoriter laiklik anlayışı büyük ölçüde aşındırıldı. Milliyetçilik ilkesi de giderek İslami kimliğin daha fazla öne çıkarıldığı bir Türklük anlayışını içerir oldu.

Yaşanan büyük değişimin getirdiği nispi güç ve statü kaybı, kendilerini rejimin ve ülkenin sahibi olarak konumlandırmış bulunan eski elit için büyük kaygı ve rahatsızlık demekti. Buna göre, imtiyazlı vatandaşlık hali aşınmıştı ve daha kötüsü de ihtimal dahilindeydi. Kemalist elitler, böylece, eskiye dönüş için her türlü yolu ve aracı kullanmaktan kaçınmadılar. Kibirli üslup, üstü örtülü tehditler ve toptancı bir yaklaşımla iktidarın her yaptığına karşı çıkmak siyaset yapmak olarak sunuldu. 2004/2005 yıllarında yoğunlaştığına dair emareler bulunan darbe hazırlıkları, 27 Nisan 2007 tarihli e-muhtıra, AK Parti’ye açılan kapatma davası, 17/25 Aralık 2013 operasyonları ve nihayet 15 Temmuz  2016 darbe girişiminin bu hazımsızlıktan güç aldığını ya da beslendiğini söylemek yanlış olmaz. Kısacası kıran kırana bir iktidar mücadelesi var ve mücadele henüz bitmiş değil. Bu sürecin sancılarını yaşıyoruz…

 


[1]- Esasen bu imtiyazlı hissetme halinin en önemli boyutu rejimin ve onun koruyucusu devletin kendileri gibi düşünenlerin kontrolünde olduğunu bilmekten kaynaklanan üstünlükle karışık bir güven duygusudur. Nuri Conker’in torunu Nur Vergin, “(B)eyaz Türk olarak hangi parti iktidarda olursa olsun toplum içindeki konumumun değişmeyeceğini düşünürdüm. Her zaman ulaşabileceğim, beni dinleyecek ve yardım edecek birileri olduğuna emindim” dedikten sonra, AKP ile birlikte, “imtiyazlı” vatandaşlıktan “düz” vatandaşlığa bir geçiş yaşadığını bu statü kaybının kendisi için olmasa da başkaları için “son derece örseleyici” olabileceğini belirtmişti. Nur Vergin, “AKP Türkiye’nin Emniyet Kemeri,” Mine Şenocaklı ile röportaj, Vatan, 31.12. 2007. 

 

Anahtar Kelimeler